Yazı Detayı
26 Eylül 2020 - Cumartesi 10:56 Bu yazı 681 kez okundu
 
Nereye gitti bizim Kıbrıslılar...!
Candaş Özer YOLCU
ajanscyprus@gmail.com
 
 

“Nereye gitti bizim Kıbrıslılar, sokağımızdan bizim insanımız geçmez oldu” 


diye hayıflandı. 


Dedim ki: Dur sana anlatayım. 

 

Yıllardır küs olan, görüşmeyen, konuşmayan ve dahi bayramlaşmayan iki anne, iki düşman, iki farklı dine mensup iki inançlı insan düşünün..

 

Ya da iki ayrı dilde, iki ayrı kültürde, iki farklı felsefede düşünen ve yaşayan insanlar düşünün..


Her biri ayrı dilde, dinde, ırkta anneler düşünün.. 


ve düşünün ki bu annelerin hepsi evlat kaybetmiş ve evlat acısı çekiyor olsun..


Yani tek ortak yönleri evlat acısı olsun. 

 

Eğer bu anneleri bir araya getirir ve bir tercüman aracılığıyla birbirlerinin kayıplarını herkesin anlayacağı bir dilde anlatırsanız..
Birbirlerinin evlat acısını öğrendiklerinde en fazla yarım saat içinde aynı acıdan, aynı sızıdan muzdarip olan bu analar, babalar, bu insanlar..


Birden bire ortak bir dilde, aynı dinde, aynı kültürde hıçkırarak ve birbirlerine sarılarak ağlamaya başlamazlar mı? 

 

Ne farkı vardır Adanalı anayla Afanyalı ananın evlat acısının. 


Güney Kıbrıs’ta yaşayan Mariya ile Kuzey Kıbrıs’ta  yaşayan Meryem deyzenin evlat acısı farklı olabilir mi sence? 


Yahudi bir ana evlat acısına daha mı dayanıklıdır. 

 

Siyahi babalar evlatlarına değer vermez mi? 


Kim kimden daha insan, hangi ana/baba bir diğerinden daha koyu bir kıvamda ana/babadır ki. 


Var mı böyle bir dünya. 

 

Bizim insanımız, benim insanım, bizden olan, bizimki, bu memleket benim.. 


Tüm bu söylemleri cahilce ve ırkçı bulmuşumdur hep. 

 

Bu söylemler, birine sarılırken, diğerini tekmelemek, birini yanına çekerek diğerini itelemek gibi gelir bana. 

 

Birini ayrıştırırken diğerini yok saymak. Birini insan yerine koyarken, diğerini insan sıfatından saymamak. Birini severken diğerinden nefret etmek gibi gelir bana. 

 

Tüm böylesi değerlendirmeleri kendini en insan benim diye tanımlayanlar yaptığında, daha bir mide bulandırıcı oluyor durum. 
Sevginin insanlık bazında hissedilmesi taraftarı ol sen. 

 

İnsana bakarken tenine, güzelliğine, çirkinliğine, çekiciliğine, yaşına başına, kimliğine, etnik kökenine, dinine değil, yüreğine bak, ruhuna ve göz rengi ne olursa olsun gözlerindeki ifadeye bak. 


Gözlerindeki ışığa, sevgiye ve şefkate bak. 

 

Nereye mi gitti bizim insanlarımız: 


Bak anlatayım sana. 


Yaş ilerledikçe akranlar bu diyardan göçer, torunlar da geride kalanı pek tanımaz. 


Geçim gailesi, ekonomik sorunlar, herkesin sahip olduğu çekirdek ailenin sorumluluklarının yoğunlaşması. 


Ve en önemlisi, sessiz sedasız göçüp gidenler; 


nereye mi? 


Başka bir memlekete. 


Hiç bilemedin;  


bir köşeye çekilir insan, eşten dosttan el ayak çeker, daha sakin ve dingin bir hayatı tercih heder. 


Varlığını silikleştirir yani.  


Veya, 


ahrete göçer insan, sonsuzluğa gider, hem de sonsuza değin. Sessiz sedasız. 

 

Bu koskoca dünyada hepimizde ölüm yolcusuyuz dostum, nerede doğmuş olursa olsun, nerede büyümüş, nereye göç etmiş,ekmeğini suyunu nerede kazanmış olursa olsun. 

 

Madem ki etten kemikteniz, madem ki ölüm diye bir şey var. Bu yalan dünyanın hangi coğrafyasında doğup bir araya geldiğimizin ne önemi var söyler misin bana?  

 

Ekmek yediği coğrafyada, sırf o topraklarda doğmadı diye iki metre uzunluğunda, bir metre genişliğinde bir mezar çok görülmüş mü ölen birilerine söylesene bana? 

 

Şimdi, hiç düşünme ve yüz yıl önce ölmüşlerin mezarlarını kazıp kemiklerine DNA testi yaptırsana hadi ve tespit etsene etnik kökenlerini? 


Bak bakalım onların geçmişlerine 


Kıbrıslı mı değil mi? Diye. 

 

Eğer Kıbrıslı değillerse: 


Kuru oduna dönüşmüş kemiklerini, tüm iskeleti, kurumuş kafatasını benzinle yak ve küle dönüştür vicdanın elverirse, hadi. 


Sana da saçma geliyor ve korkunç bu cümleler öyle değil mi?

 

Peki küllerini ne yapacaksın? 


Yine toprağa karıştırmayacak mısın? Küllerini de yok edebilir misin Kıbrıslı saymadıklarının ha. 


Hadi benim sevgili en entellektüel, en yazar, en insan hakları savunucusu insanım cevap ver!!


Küllerini ne yapacaksın senden saymadıklarının ha? 


Bu külleri, onların köken memleketlerini bulup, ata topraklarındaki çöplere mi atacaksınız?!!

 

Durum bizim sokakta da aynı, bizim sokağın tanıdık, alıştık yüzleri de göçüp gidiyor bir bir. 


Ama biz gidenleri şuralı buralı, bizden sizden diya sıfatlandırmıyoruz..


 Sokağa bakarken, tanıdık yüzler ararız, nereli olursa olsun.. 


illa Kıbrıslı aramaz bizim gözlerimiz. 

 

Buruşmuş gerdanından göğüs arasına sarkan, 


altın harnup çekirdeği zincirine astığı büyük bendo lirası, minik cumhuriyet altını küpeleri, nenesinden kalma yeşil zümrüt taştan yüzüğünü damarları iyice belirginleşmiş benli elindeki ince yüzük parmağına yakıştıran, Limasol Evdim göçmeni merhum Pembaba’nın herse ve golifa dağıtmasının özlendiği gibi.. 

 

Yaz kış başı sarılı, 


karakteristik burunlu, mavi gözlü, çillerle ve benlerle dolu akça-pakça yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmayan Karadenizli merhum Nuriye teyzenin Karadeniz şivesiyle anlattığı komik hikayeleriyle bizi güldürmesi, okuduğu Karadeniz ağıtlarıyla hüzünlendirmesi de özlenir.

 

Merhum, 1975 Osmaniye göçmeni, 


ömrünün yarısından fazlasını şimdi gömülü olduğu Mesarya ovasının topraklarında yaşayan. 


Yaşlılıktan kuru çalı dallarına dönmüş elleri her daim  kınalı. 


Neredeyse bir deri bir kemik kalmış incecik, derisi pörsümüş kolları burma bilezikli. 


Ağzındaki eğreti dişlerini çıkardığında, dudakları akordeon perdeleri gibi çizgi çizgi olan.  

 

Ömür boyunca on çocuğa aş pişirip çamaşırını yıkamış, analık yapmış, Kına gecelerinde ağıt yakan, bizlere esksileri, eski hayatları anlatan rahmetli Eşe bacıyı da özler gözlerimiz. 

 

Konya göçmeni, beş vakit namazını hiç eksik etmeyen kadife mor şalvarlı gelene geçene bi nefeste bin bir duayı bir eden Gülsün neneyi de arar gözlerimiz. 

 

Bir de çocuk yaşlarda Filistin'e satılmış ölümüne yakın mahallemize yerleşip bize Arapça bir şeyler söyleyip duran, söylediklerinden hiçbir şey anlamasak da, onu anlarmış gibi yaptığımız kara çarşafını asla çıkarmayan rahmetlik Kıbrıslı Arap Mümine neneyi de arar dururuz. 

 

Bencil ve tek yönlü değildir bizim insan özlemimiz. 


Kıbrıs'ta, 


geçmişe dair duygular, özlemler seninkinden farklı değildir başkalarının. Nereden gelmiş olursa olsun insanımızdır. 


 
Sahi solculuk, sosyalizm de bunu gerektirirmiş, böyle düşünmeyi ve böyle duygulanmayı, böyle hüzünlenmeyi öğütlermiş, öyle değil mi?


Sahi bir de AB hayallerimiz var bu topraklarda öyle değil mi? Bugün kendi soy kökünden olanlara tahammül edemeyen bizler. 

 

Yarın AB’ye dahil olunduğunda,


Bulgaristan’ın, Polonya’nın, Romanya’nın ve diğer fakir Balkan ülkelerinin Hıristiyan göçmenlerine tahammül edebilecek misiniz? 


Yoksa Kıbrıslılığınızla onları da mı öteleyip iteleyeceksiniz? 


Sanmam, illa ki insana sarılmayı öğreneceksiniz. 


Zaman öğretecek mutlaka. 


Candaş Özer

(Mesarya Gazetesi Ekim sayısı) 
yazımdan bir pasaj.

 
Etiketler: Nereye, gitti, bizim, Kıbrıslılar, candaş özer yolcu
Yorumlar
Haber Yazılımı