Yazı Detayı
24 Eylül 2020 - Perşembe 14:50 Bu yazı 517 kez okundu
 
İdeal Aday!
Yrd.Doç.Dr.Ediz Tuncel
ediztuncel@yahoo.com
 
 

İki haftaya kadar memlekette Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak.

 

İşin doğrusu, bu seçim geçim derdinde olan ve pandeminin bozduğu psikolojisiyle herkesi virüslü öcü görmeye başlayan sıradan halkın zerre kadar umurunda değil.

 

Muhtemelen, motivasyonunu nerdeyse tamamen kaybetmiş seçmenin yarısından fazlası da sandığa gitmeyecek.

 

Neden gitmeyecek?

 

Pandemiden dolayı mı,  yoksa ideal aday yok diye mi!

 

Siyasi ideoloji saplantısı nedeniyle partizanca tercih edilecek aday profilini bir tarafa bırakırsak, eğer tüm bu adaylar arasında toplumun kafasında “ideal aday” budur algısı oluşsaydı, halk pandemiye rağmen yine koşa koşa sandığa giderdi, ama o ideal aday algısı malesef ki şu an itibarıyla kimsenin kafasında oluşmuş değil.

 

Birkaç gerçekten bağımsız ve bağlantısız adayın haricinde, geriye kalan tüm adaylar parti başkanları veya parti bağıntılılar...

 

Tufan Erhürman, CTP’nin adayı...

 

Ersin Tatar, UBP’nin adayı...

 

Erhan Arıklı, YDP’nin adayı...

 

Kudret Özersay, sözde bağımsız aday, HP’nin bağıntılı adayı...

 

Serdar Denktaş, sözde bağımsız aday, DP’nin bağıntılı adayı...

 

Mustafa Akıncı, sözde bağımsız aday, TDP ve TKP’nin bağıntılı adayı...

 

Gerisi görünüşe göre bağımsız ve bağlantısız adaylar.

 

Sloganlarına bakıyorsunuz, demode desem, demode kavramına hakaret olur.

 

8 yaşındaki kızıma soruyorum, “Sen Cumhurbaşkanı adayı olsan nasıl bir slogan seçerdin”!

 

Cevap tam kapak; “Baba işim gücüm yok da Cumhurbaşkanı mı olacağım, hem ne işime yarar ki!”

 

Sahi, Cumhurbaşkanı olmak ne işe yarar, kimin işine yarar!!!

 

46 senedir, koltuğu tutana ve çevresindeki zümreye sağladığı maddi ayrıcalıklar haricinde, kimin ne işine yaramış, topluma ne fayda sağlamış, ne hizmet görmüş!!!

 

Cumhurbaşkanlığı makamının tek bir gerçeği var, o da maddi götürüsü ve o makamı tutana canı isterse hükümetten farklı bir ses çıkarma fırsatını vermesi, kapışma, didişme, ideolojik kavga fırsatı yaratması,  hepsi o kadar...

 

Diğer taraftan, her Cumhurbaşkanlığı seçiminde parti başkanlarını aday gösterme saplantısı bize has bir durum!

 

Sanki parti başkanı olmak demek Cumhurbaşkanlığı meziyetlerini taşıyor olmak demek!

 

Parti başkanlarından başka bu işi yapabilecek insan yok mu?

 

Var, hem de fazlasıyla var, ama bizdeki saplantılı, tarikatlaşmış ve cemaatlaşmış boyuttaki siyaset buna izin vermez.

 

Cumhurbaşkanı ille de partili olacak, lafta da tarafsız olacak!

 

İlle de koltuğu elinde tutanlar bir adım daha ileri gidecek, gerisi de tarikat düzeninde olduğu gibi, sorgulamadan peşinden gelecek.

 

Peki, bu şekilde gele gele nereye geldik?

 

Yerin dibine geldik, yerin dibine girdik...

 

Zamanında Denktaş koltuğu bırakmamak için akıl almaz bir direnç gösterdi, günün sonunda kırıla döküle o koltuktan ayrıldı.

 

Hiçbir zaman yüreğinde ve kafasında federasyonu kabul etmese de, her ikide bir ağzına ne kastettiği tam anlaşılamayan “egemen eşitlik” lafını alsa da, gitti masaya oturdu ve federasyonu görüştü.

 

Yerine gelen Talat da aynısını yaptı, sürekli Rum tarafının tutumundan şikayet etti ama federasyonu görüştü.

 

Eroğlu hep KKTC’nin varlığını savundu, ama Cumhurbaşkanı olunca gitti federasyonu görüştü, üstelik de 11 Şubat belgesi gibi önemli bir belgeye de imza attı, Kıbrıs Türk halkının adada eşitlik temelindeki haklarını bir daha tescilledi.

 

Akıncı hep federasyonu savundu, ama Eroğlu’nun imzaladığı 11 Şubat belgesinden sonra tek bir milim ilerleme sağlayamadı, Cumhurbaşkanlığı döneminde Rum tarafıyla didişmekten çok AKP ile didişti, durdu.

 

Akıncı’dan önceki Cumhurbaşkanlarının yıldızları da zaman zaman Türkiye ile barışmadı, özellikle de Denktaş’tan sonra Talat ve Eroğlu’nu da eskiten AKP ile zaman zaman ipler gerildi.

 

Ancak iplerin gerilmesi, Akıncı döneminde olduğu kadar hiç olmadı.

 

Bu arada, kendini Akıncı’nın havarisi ilan eden bir avuç çakma solcu ve çakma sosyal demokrat tip de kendi kafalarında olmayan herkese akıl almaz bir kuduruklukla saldırmaya, sosyal medyayı küfür cehennemine döndürmeye, aşağılık komplekslerini ve bastırılmış dürtülerini bu şekilde dışa vurmaya başladı.

 

Bu da, Akıncı’nın da tepkisini çekmesine rağmen, Akıncı’ya güvenini kaybetmiş, ama halen kısmen de olsa sempati duyan insanların tepkisine neden oldu, bu tepki sandığa da belli ölçüde yansıyacak, kaçarı koçarı yok.

 

Peki bunca gürültü arasında halkın ideal adayı kim, ya da halkın ideal adayı var mı?

 

Hiç kimse, ideal aday filan yok!

 

Sadece partili adaylar var, partiler üstü bir aday yok!

 

Partili adaylardan hiçbirinin de bugüne kadar toplum ve ülke menfaatine dişe dokunur bir faydası yok, dikkate değer bir başarı hikayesi yok.

 

Şu anda Cumhurbaşkanı olup da tekrar aynı makama aday olan Cumhurbaşkanı Akıncı’nın da yok.

 

Peki bu şartlarda ideal aday kim olacak, halk sandığa kimin için gidecek?

 

Dikkat ederseniz, menfaat ve para düzeninden, algı yönetiminden başka hiçbir halt olmayan anket müsveddelerinin hiçbirinde de “bu seçimde ideal adayınız var mı” diye sorulmuyor, sadece kime oy verirsiniz diye soruluyor, cevap da cevabı verenin kafasına o anda en yakın hangi adaysa, o oluyor.

 

Bu seçimde ideal aday filan yok, sadece boyunun ölçüsünü alacak adaylar var, bir tanesi de zoraki olarak Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak, o da muhtemelen Ersin Tatar olacak.

 

Aklımın almadığı şey ise şu; Aklı başında olduğunu düşündüğüm insanlar bile kendinden başka kimseye hayırı olmamış bir adayın arkasından körü körüne, saplantılı bir şekilde, sorgulamadan gidebiliyor...

 

E, o zaman bu memleketi ha bir tarikat şeyhi yönetmiş, ha partili Cumhurbaşkanı...

 

Farkı ne bunun, her ikisinin de ardından tarikatının, cemaatının üyeleri körü körüne gidiyor...

 

Aralarındaki tek fark kılık kıyafetleri, ki birbirlerini rakiplerinden ayrıştırdıkları tek nokta da burası...

 

Bu ikilem arasında, hadi gelin de sandıkta ideal adayı bulun!

 

İsterseniz sandığı dibine kadar kazıyın, belki bulursunuz ...

 

Diğer taraftan, millet koltuk derdinde koştururken, arada bir kişi de hepsinin yükünü omuzlamış gidiyor...

 

Bu kaos ortamında Maliye Bakanı  Olgun Amcaoğlu ter ter tepinerek memleketin kevgire dönmüş bütçesinin deliklerini tıkamak, maliyenin çarklarını döndürebilmek  için uğraşa dursun, gerisi kendi menfaatinin derdinde...

 

Şu Olgun Amcaoğlu yalancıktan biraz korona filan olsun ve bir hafta evde istirahate çekilsin, siz seyredin geriye kalanların nasıl morona olacağını, hem da mosmorundan morona...

 

Geldiğimiz günde bütün hükümette, hatta bütün Meclis’te, hatta bütün memlekette esas yükü yiyen bir kişi ve ekibi, gerisinin ise tuzu kuru, hem de kupkuru..

.

Bu noktada biraz sesli düşünelim, Tatar Cumhurbaşkanı olursa, mesela Olgun Amcaoğlu da UBP’nin başına geçip, Başbakan olabilir mi!!!

 

Bana kalsa hayda hayda olur, iki sene içinde de bu memleketi hem ekonomik olarak hem de diğer yönleriyle düze çıkarır ve bütün siyasiler içinde bunu yapabilecek vizyona ve yeteneğe sahip tek adamdır.

 

Şimdi bunu yazdım diye UBPli tanıdıkların bazıları bana veryansın edecekler, diğer partilerdeki tanıdıklar da geri durmayacaklar!

 

İdeal Başbakan adayımı kendimce buldum diyelim...

 

Gelelim benim ideal Cumhurbaşkanı adayıma...

 

Elimden gelse, Cumhurbaşkanlığı’nın kapısına kilit vururdum, kapatırdım gitsin.

 

Zaten Kıbrıs sorunu denen lanet olası sorunla ilgili görüşmelerde de görüşülecek birşey kalmadı, herşey söylendi, yazıldı, çizildi, geriye sadece iki tarafın da söylene söylene zoraki imzayı atması kaldı, onu da kimsenin atmaya niyeti yok...

 

Niyet olmayınca,  bu saatten sonra da festivallerde kurdele kesmek, börek çörek yemek, beyhude laflar üretmek için Cumhurbaşkanı filan da seçilmez, kimse kusura bakmasın...

 
Etiketler: İdeal, Aday!,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
20 Ekim 2020
Çanlar çalarken UBP ve CTP’ye düşen tarihi görev ve yeni nesil siyaset
811 Okunma.
19 Ekim 2020
Come on Ers!
381 Okunma.
15 Ekim 2020
“Son Kurşun” ve CTP’nin “Kırılışı”
1032 Okunma.
13 Ekim 2020
Çantada Keklik CTP!
1069 Okunma.
12 Ekim 2020
Ne Müdahaleymiş Ama!
620 Okunma.
08 Ekim 2020
Solun “ikilemi”, HP’nin “mahallesi”
1114 Okunma.
05 Ekim 2020
Müdahale, koltuk sevdası, narkotik
1042 Okunma.
02 Ekim 2020
Turizm ve Çevre Bakanı’na şapka çıkartıyoruz!
332 Okunma.
13 Eylül 2020
Zor zamanlarda “zorlama” işler…
474 Okunma.
02 Eylül 2020
Zorunlu yazı…Türk solunun(!) yüz yıllık fiyasko süreci
748 Okunma.
13 Ağustos 2020
Gündelik seçmeceler!
1590 Okunma.
03 Ağustos 2020
Seçimler, reklamlar, gerçekler, zerdaliden düdük…
1071 Okunma.
14 Temmuz 2020
KKTC’nin ultra çakma solcuları ve insanlık
885 Okunma.
10 Temmuz 2020
Polisin eline sağlık...
1550 Okunma.
06 Temmuz 2020
Göz göre göre…
411 Okunma.
05 Temmuz 2020
Mizansen ve kağıttan kaplancıklar
521 Okunma.
29 Haziran 2020
“Din” kavramının yeni dünya düzeninde bitişi ve bir avukatın vurguları
825 Okunma.
21 Haziran 2020
Siyasi İntihar
1270 Okunma.
30 Mayıs 2020
Yenisinin etkisi azalmış!
2405 Okunma.
10 Mayıs 2020
Maskeli Balolu Korku Filmi…
1651 Okunma.
29 Nisan 2020
Yanlış hesap mezarlıkta biter…
1069 Okunma.
15 Nisan 2020
Diktatörlerin dünyası ve diktatör virüs
1202 Okunma.
11 Nisan 2020
Sen gidi seniiiii!!!
961 Okunma.
05 Nisan 2020
NBC ve anılarda Komutan Tahsin Ataizi
893 Okunma.
03 Nisan 2020
Bizi bekleyen “Büyük Değişim”
714 Okunma.
30 Mart 2020
Cehalet, pislik, hastalık ve din sömürüsü
1168 Okunma.
25 Mart 2020
Korona Çorbası...
1558 Okunma.
17 Mart 2020
7. yaşında “doğruluk”… Ve hakettiğimiz!
1987 Okunma.
12 Mart 2020
Şu bizim “emperyalist” virüs…
1455 Okunma.
08 Mart 2020
Kabus bitti gibi, ama dahası var…
1477 Okunma.
29 Şubat 2020
BOP’un son perdesi…
1633 Okunma.
24 Şubat 2020
Cumhurbaşkanlığı seçim tiyatrosundan sahneler…
975 Okunma.
30 Ocak 2020
Adam gibi bir işi yapamadınız gitti!
2153 Okunma.
21 Ocak 2020
Kızımın anlayamadıkları, Salamis Krallığı’nın tuvalet derdi…
882 Okunma.
17 Ocak 2020
KKTC Turizminin tuvalet rantı!
489 Okunma.
01 Ocak 2020
Şaka Gibisiniz!
696 Okunma.
04 Aralık 2019
Atıcılık Federasyonu Bataklığı
2222 Okunma.
19 Kasım 2019
İki canavar arasında kalmak
685 Okunma.
07 Kasım 2019
Yazık ki ne yazık...
954 Okunma.
30 Eylül 2019
“İki” Başbakan Tatar
1481 Okunma.
17 Eylül 2019
Yine Becerdik…
1026 Okunma.
30 Ağustos 2019
Satranç Tahtası ve “Uyuyan Güzeller”
2200 Okunma.
23 Ağustos 2019
Daha Başlamadan Akıncı 1 – Diğer Adaylar 0
1100 Okunma.
29 Temmuz 2019
Biz Uyurken…
1437 Okunma.
04 Temmuz 2019
Üniversiteleri Nasıl Batırırız ve Sevgili Füzemiz!
567 Okunma.
30 Haziran 2019
Mafyanın Polis “Sevgisi”, Uluslararası Dengeler...
492 Okunma.
29 Haziran 2019
Bozuk Oyunlar, Oyunbozanlar!
426 Okunma.
23 Haziran 2019
“Yeni Dünya” Yaratılırken Bizim Kavgalarımız
489 Okunma.
14 Haziran 2019
Polisi Bırak, Aynada Yüzüne Bak!
540 Okunma.
11 Nisan 2019
Poliste Organize İşler...
1118 Okunma.
09 Nisan 2019
Bir Kültür-Sanat Fırtınasının Düşündürdükleri...
624 Okunma.
20 Mart 2019
Göbek Ataraktan Işgal Protestosu ve “Katliam Anatomisi”…
748 Okunma.
20 Şubat 2019
Aziz ve Muhterem Devletimiz…
1586 Okunma.
19 Şubat 2019
Özersay’ın Sandalyesi, Akıncı’nın Serzenişleri…
711 Okunma.
24 Kasım 2016
YÖDAK Maskaralığında Sona Doğru...
370 Okunma.
Haber Yazılımı