Kardanadam Kahramanlarımız Var Bizim

0

Kardanadam kahramanlarımız var bizim ve onlar ne Rum ne de Türk’türler.

Ocak ayında dökülmeye başlar son bahar yaprakları buralarda..

Kış ayları girip ortalanıncaya direnir bizim ağaçların yaprakları.

Dirayetini halkından alır. Çünkü Kıbrıs Türkü, adanın en soğuk ayında başlar direnişe. Benzerler birbirlerine ağaçlar, yapraklar ve insanlar Kıbrıs’ta, bu adada..

Hep yeşil kalmak ister hep yemişli, hep bahar, ister ilk ister sonbahar.. Olağanüstü bir şeydir Kıbrıs’ta kar, hele ki Mesarya Ovası’nda.

Yüzyıllar önce yazılmış romanların tema ruhlarına, masalsı diyarlara benzer…

Orta Anadolu veya Doğu Anadolu’nun alçak damlı, hayvan tezeği yakılarak ısıtılan kerpiç veya doğal taştan yapılma, ıssız ve bir o kadar da kendi haline terk edilmiş yoksunluk görünümüne bürünür, kar yağdığında buraları.

Dedim ya, olağan dışı, sıra dışı, inanılmaz bir şeydir kar yağması Kıbrıs’ta..

Böyle zamanlarda, yollar kapanmaz, okullar tatil edilmez, köylerle irtibat kesilmez bizde. Hayal ürünü çizildiği iddia edilen Walt Disney çizgi filmleri başlarken ekranda beliren masalsı ve çok kuleli şato ve kale resmi bizim St. Hilarion Kalesi kopyalanarak çizilmiştir aslında..

İşte o yüzden, kardanadam yapmak isteyen herkes, büyümüş çocuklar, yaşlı çocuklar ve gerçek çocuklar Aziz Hilarion Kalesi eteklerine toplanırlar. Bilir misiniz bilmem, artık dede ve nine olan veya şu günlerde dede nene olmaya hazırlanan bizim yaşlı çocuklar, gerçek çocukluklarını yine soğuk ve karlı günlerde başlayan ver 11 yıl süren savaş lanetine kaptırmışlardır bizim buralarda..

Onların karlarına kan karışmıştır. Şimdilerde de, bizim karlarımıza toprak karışır, çürümüş ağaç yaprakları karışır. Toprak, bana göre çürümüş insan, bitki ve hayvanların unudur. Gerçek çocukluklarını lanet olası savaşların çaldığı yaşlı çocuklar rengarenk giyinirler, en çok kırmızı, pembe, sarı, yeşil janjanlı ve fosforlu renklerdir kıyafetleri buralarda.

Böyle durumlarda yaşlı çocukların görevi, kardanadam yapmak üzere, yeterince kar biriktirmek için toprakları kazımaktır, çünkü yufka yağar kar buralarda. Çocukluklarını hiç yaşamadan yaşlanan yaşlı çocuklar, torunlarının mutlulukları için kürüdükleri kara, toprak, yaprak karışmasına aldırmazlar. Kara karışan kırıntıyı ayıklamazlar; çünkü bilirler ki, bu kırıntılar, bu çürümüş dal ve yaprak taneleri mevzilerde, dağlarda, kuytularda yok edilmiş, kaybedilmiş, cesetleri hiç bulunamamış tertiplerinin, kardeşlerinin, kaderdaşlarının tozları, unu, hamuru ve hatırasıdır; bu kar ve ona karışan toprak ve yapılacak kardanadamlar, savaşlarda ortadan yok olan ve bir daha bulunamayan Türk ve Rum arkadaşlarının onurlu heykellerdir.

Ve, bembeyaz, ak, tertemiz karımıza toprak karışır bizim.

Kara değil, kırmızıdır toprağımız bizim. Kırmızı toprak, kanı hatırlatır ihtiyar çocuklarımıza.. Ve kardan adamlarımız toprak kokar, çamurludur.

Kardanadam yapmak için dağlara tırmanırız çoğu zaman. Bizim buralarda, çamın yerlere dökülmüş tel yaprakları karışır kardanadamların elbet eriyip yok olacak bedenine, tıpkı lanet olası savaşlarda eriyip giden Rum ya da Türk çocuklarının gençlerinin bedenine saplanan kurşunlar gibi…

İlk kar olayını 1997 yılının Şubat ayında yaşamıştım. Paylaştığım bu fotoğraf o yıllarda çekilmişti. Ve ilk o zaman hissetmiştim, köleliğin ve mahsur kalmanın mazoşist hazzını..

Yani, özgürlüğün yollarının Tanrı tarafından kapatılmasının, uzaklaşacak yolların karla kaplı olmasının, en iyisi eve sığınıp aşkına köle sevgiliye mektuplar ve şiirler yazmanın hazzını işte o yıllarda keşfetmiştim, oysa henüz 22 yaşındaydım..

Kar veya fırtınalı, şiddetli yağmurlar yağdığında, iri dolu taneleri damları dövdüğünde, masum bir kölenin, köleliğine bağımlılığı gelir aklıma. Köleliğine iyiden iyiye iyice alışmış, hiçbir yere gitmek istemeyen, tutsak kaldığı mahsurluğun görülmez duvarlarını aşmak istemeyen direnişi yitirmişler gelir aklıma..

Barış, huzur, sağlık afiyet ve mutluluk temennileriyle yeni yıla girerkn…

Karın, donun, dolunun, yağmurun, fırtınanın art arda yaşandığı günlerde kurgulandı kafamda bu yazı. Penceremden görülen nar ağcının yaprakları daha fazla dayanamaz oldu artık kış mevsiminin çetin ve soğuk şartlarına. Her gün daha bir kavlaklaşırken dalları, bir çift nar önce kurdu sonra çürüdü, fakat hala dalda yan yanalar.

Bugün 8 Şubat 2016 ve hala direniyorlar yan yana..

Neredeyse tüm yaprakları kurumuş ve dökülmüş dalda kalmaya, tıpkı çamurlu topraklı karları küreyip yaptıkları kardanadama torunlarından ziyade kendileri sevinen, çocuklukları lanet olası savaşlara kurban gitmiş, ihtiyar çocuklar gibi; yaprakları dökülmüş, kaskavlak dalında bir çift yemiş, bi çift nar, ihtiyar çocuklar..

Griye, buz mavisine, kar beyaza, donuk renklere bütünmüş kış mevsiminde, dökülmeye direnen, kışa direnen yaprakların mukavemeti göze çarpar en çok Kıbrıs’ta..

Bense, hem kendini dışarıdaki hayatın her türlü koşuluna maruz bırakmak için can atan bir sokak serserisi, hem de kışın eve mahkum ettiği köleliğin mazoşist hazları arasında gelgitli ruh hallerinde delirikliklerde yaşarım..

Böyle anlarda, köle masumluğumuza bir de dış engellenemez mahsurluk hazzı eklenir. Sıcak ev, soğuk sokak, ılık kitaplar, karlı ovalar, bitki çayı, çamurlu biçimsiz adama benzemeyen kardan adamlar… Dalında çetin kış şartlarına direnen yapraklar, dalında yan yana çürüyen bir çift nar ve kurşun kalemler..

Böyle havalar bana, köleliğinde mazpşist hazlar alan, üşüyen, çocuklukları savaşlar tarafından harap edilmiş, mevsiminden çok daha önce dalında çürümüş yemişleri ve ihtiyar çocukları hatırlatırlar..

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi yazınız