Eşitsizlik ve Davos

0

Sosyal eşitsizliğin günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olduğu sır değil. İngiliz yardım kuruluşu Oxfam’ın son raporu bu gerçeği herkese bir kez daha hatırlattı. Rapora göre en zengin 26 kişinin serveti dünya üzerindeki 3.8 milyar insanın servetine denk düşüyor. Zenginler 2018 yılında servetlerini 900 milyar dolar artırdı ve 2200 milyarder yüzde 12 oranında daha zengin oldu. Dünya nüfusunun yarısı ise yüzde 11 oranında fakirleşti. Davos’ta çalışmalarına başlayan Dünya Ekonomik Forumu öncesinde açıklanan rapora göre 2015’ten bu yana en zengin yüzde 1’lik kesimin toplam serveti dünyanın geri kalan yüzde 99’unun servetinden daha fazla. Eşitsizlik bundan daha çarpıcı bir şekilde ortaya konamazdı. Davos toplantıları bağlamında The Guardian gazetesinde yer alan Anand Giridharadas’ın “The new elite’s phoney crusade to save the world – without changing anything” başlıklı yazısında Oxfam’ın ortaya koyduğu verileri doğrular nitelikte bilgiler var. Yazı, Anand Giridharadas’ın bugünlerde yayınlanan “Winners Take All: The Elite Charade of Changing the World” başlıklı kitabının kısa bir özeti. Yazıdaki verilere kısaca bakalım.

1980’den bu yana ABD’de en üstteki yüzde 10’un vergi öncesi geliri iki kat, en üstteki yüzde 1’in geliri üç kat, yüzde 0.001’in geliri yedi kat arttı. Toplumun alttaki yüzde ellisinin vergi öncesi geliri hemen hemen aynı kaldı. Ekonomideki ilerlemelere rağmen 117 milyon Amerikalının ortalama gelirinde bir artış olmadı. Aynı dönemde global düzeyde dünyanın en zengin yüzde biri gelirlerin yüzde 27’sini alırken, alttaki yüzde 50, yani 3 milyar insan gelirin yüzde 12’sini aldı. Konu sadece gelirle sınırlı değil. Tıp alanındaki büyük ilerlemelere rağmen ortalama Amerikalıların sağlık durumu diğer gelişmiş ülkelerdeki benzerlerine göre daha kötü. İş hayatında 1980’den bu yana iş sahibi gençlerin sayısı üçte iki oranında azaldı. Zengin ailelerden gençlerin anne-babalarından daha iyi bir yaşam elde etme şansları yüzde 70’ken alttaki gençlerin bu şansı yüzde 30. Yılda bir edebiyat eseri okuyan Amerikalıların sayısı azaldı. Dünya Eşitsizlik Raporu’na bakarak bu verileri çoğaltmak mümkün. Dünyada gelir dağlımında büyük uçurumlar olduğu ortada. Fransız iktisatçı Thomas Piketty kitaplarında bu konuyu detaylı olarak inceliyor.

Peki toplumlar bu kadar büyük eşitsizlikle yola devam edebilir mi? Süper zenginler çok akıllı, çok çalışkan oldukları için mi bu kadar büyük servet elde ediyorlar? Yoksa var olan sistem onların lehine mi çalışıyor? Oyunda hile mi var? Yukarıda aktarılan rakamları çalışkanlıkla, akıllı olmakla açıklamak mümkün değil. Sistem zenginler lehine çalışıyor. İnsanlar bunu görüyor ve giderek artan tepki gösteriyorlar. Ne yazık ki kitlelerin sistem karşıtı öfkesini oya dönüştürmeyi popülistler, aşırı sağcılar başarıyor. Amerikalılar sisteme, elitlere kızarak Trump’a oy verdiler. Trump da zenginleri daha zengin yapan politikalar uyguluyor. Yoksulların durumunda iyileşme olmuyor. Avrupa’da da toplumsal tepkiyi popülistler yönlendiriyor. Sol partiler etkili olamıyorlar. Popülist, aşırı sağcı, izolasyon yanlısı güçlerin eşitsizlik gibi sosyal sorunları çözümlemeleri beklenmemeli. Sol partilerin eski söylemlerle bir yere varmaları da mümkün değil. “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

Giridharadas, kitabında zenginlerin toplumsal sorunları çözümleme alanında yapmaya çalıştıklarını ele alıyor. Önde gelen bazı zenginler toplumsal sorunlara duyarlı olduklarını, çözüm aradıklarını, bu yönde çaba harcadıklarını söylüyorlar. 22 Ocak’ta başlayan Davos toplantısı zenginlerin bu çabalarının en çok bilineni. Basında çıkan haberler göre 1500’den fazla özel jet Davos havaalanına inmiş. Bu özel jetlerin sahipleri Davos’ta dünya sorunlarını tartışıyorlar. Tabii Davos’sa politikacılar, akademisyenler, gazeteciler vb. de gidiyor. Peki, her yıl yapılan bu Davos toplantıları eşitsizlik gibi temel toplumsal sorunlara çözüm üretiyor mu? Davos türü toplantılara katılan zenginler sorunları bildiklerini, çözüme yardımcı olmak istediklerini söylüyorlar. İnanalım mı? Bu tür konferanslara, toplantılara, beyin fırtınalarına katılanların amacı sistemi değiştirmek değil, sistemin devamını sağlamaktır. “Dünyayı değiştirmekten” söz ediyorlar ama değişimden anladıkları ufak tefek düzeltmelerle sistemin temellerini sağlamlaştırmaktır. Yoksul kesimler lehine taviz verirler mi? Vermezler. Durumu daha iyi yapmaktan çok statükoyu koruma peşindedirler.

Kitlelerin bu elitlere tepki göstermesi çok doğal. Ama popülistlere oy vererek elitlerin durumunu değiştiremezler. Trump’a, Brexit’e oy vererek bir yere varamazlar. Sol partiler bu tarihsel süreçte sosyal adalet yönünde yeni politikalar ortaya koyabilirse belki yeniden önemli siyasi roller üstlenirler. Bunu başaramazlarsa eriyip gidecekler.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi yazınız