GÜ Hastanesi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özgül 3 Aralık Dünya Engelliler Günü Nedeniyle Açıklama Yaptı

Bireylerin, kendi yakın çevresinde veya aile içinde karşılaşmadığı sürece, evi veya iş ortamında, genel olarak toplum içinde engellilik ile ilgili bilgi sahibi olmadıklarını ve dolayısıyla engellilerin eksikliklerini, sağlık ve refahlarının geliştirilmesi gereğini ve onların da herkes gibi toplum içinde yükselme hakları olduğunu düşünmediklerini kaydeden Dr. Suat Günsel Girne Üniversitesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özgül, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla açıklamada bulundu.

Prof. Dr. Ahmet Özgül, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, 1992 yılında engelli insanların saygınlığının korunması, haklarının ve refahının geliştirilmesi amacı ile her yıl 3 Aralık gününün Dünya Engelliler Günü olarak anılması kararını verdiğini belirterek, kararın bir diğer amacının toplumların engellilik ile ilgili farkındalığını artırmak ve sadece mental veya fiziksel değil, tüm engellilerin toplumsal yaşama katılımının artırılması olduğunu ifade eden Prof Dr. Ahmet Özgül, “Bu amaçla, toplantılar, tartışma programları, kampanyalar yapılması önerilmektedir. Engelli kişilerin toplum içinde pozisyonlarını güçlendirmek ve ayrımcı yaklaşımların azalması sureti ile kendilerine bakışlarını iyileştirmek, ana amaçlardandır.” dedi.

‘Herkes İçin Sürdürülebilir Ve Kendini İyileştirebilen Topluma Doğru’

Dr. Suat Günsel Girne Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rahabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özgül açıklamasının devamında şunları kaydetti:

“Dünya Engelliler Günü’nün bu yılki sloganı ‘Herkes için sürdürülebilir ve kendini iyileştirebilen topluma doğru’ olarak belirlenmiştir. Böylelikle toplumların engelliler yerine engellilik ve sonuçları ile mücadelesi amaçlanmaktadır. Çünkü kişiler ve onların oluşturduğu toplumlarda engellilere yönelik belirgin ön/yargılar vardır. Bu yargılar çoğu kez kimsenin kendi başına gelmeyecekmiş gibi dışlayıcı olma eğilimindedir. Sonradan bu kişilerde engelliler ile ilişkili olarak negatif bir bakış açısı gelişir, onun gözardı edilmesi, sanki aslında onun olmaması gerektiği gibi. Bazı kişi ve toplumlarda ilahi cezalandırma gibi de görülür, tıpkı bir takım doğa olayları gibi. Gerçekte engellilerin varlığı herkes tarafından bilinir. Buna karşın anlamı, neleri kapsadığı bilinmez. Bu yaklaşımlar engellilerin de birer birey olduğu, onların da herkes gibi saygın ve hakları olduğu, hatta bu açıdan pozitif ayrımcılığa tabi tutulmaları gereğini göz ardı eder.

Bu tür toplantı ve kampanyalar engelli kişilerin toplum içindeki yeri ve sorunlarını sorgulama olanağı verdiği gibi engelli insanlar ile ilgili olarak çıkarılan kanun veya yönetmeliklerin, gösterilen tasarrufların işlerliğini de değerlendirme olanağı verir. Engellilerin de herkes gibi siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal yapılarda temsil edilme hakları vardır. Hastaların özürlülük dereceleri ile mücadele ve performansları, bu yolla yaşam kalitelerinin artırılması topluma daha kolay entegre olmalarını; böylelikle sosyal dokunun kendini daha kolay tamir etmesini sağlar. Bu da sadece sağlık personelinin değil, aile ve çevresi ile beraber karar verici ve uygulayıcı tüm katmanların sorumluluğudur.

Kamu ve özel sektör otoritelerinin yapması gereken engelli kişilerin de toplumun tüm diğer parçaları gibi aynı hizmeti vermeleri gereken bir grup olduğu, sorumluluklarının onları da kapsaması gerektiğinin idrakına varmalarıdır.”